Türkiye’de bir ilk: ‘Otomatik depolama sistemi’

Her projede müşterilerini görsel anlamda tatmin eden Mimsan Konveyör’ün Türkiye’de bir ilk olan otomatik depolama sistemi için TUBİTAK’tan destek gördü

Tüm projelerini 3 boyutlu olarak hazırlayan Mimsan Konveyör Sistemleri&Ekipmanları San. Tic. Ltd. Şti.’den Endüstri Mühendisi Gülden Çetin ile TUBİTAK destekli otomatik depolama sistemi ile ilgili konuştuk. Tüm projelerini 3 boyutlu olarak hazırladıklarını, tüm resimlerin 3 boyutlu olduğunu söyleyen Gülden Çetin konuyla ilgili şunları söyledi: “Her projemizde müşterilerimizi görsel anlamda tatmin ediyoruz. Hatta müşterilerimizin projeyi gözlerinde canlandırabilmeleri için simülasyon hazırlıyoruz. Bu projemiz Türkiye’de bir ilk. Mutlaka yurt dışında bu sistemleri kullanan firmalar vardır, ama yerli firmalar arasında bir ilke imza attık. Zaten bu projeyi hayata geçiren ilk firma olduğumuzdan TUBİTAK ile çalıştık. TUBİTAK için önemli olan projenin yenilikçi yönüydü.” Gülden Çetin, otomatik depolama sistemleri ve Mimsan hakkındaki sorularımızı yanıtladı.

 

Endüstri&Enformasyon Dergisi: Öncelikle firmanızın dünden bugüne gelişimi hakkında bilgi verebilir misiniz? Ne zaman kuruldu?  Faaliyetleri nelerdir?

Gülden ÇETİN: Şirketimiz 1977 yılında kuruldu. 30 senedir komple üretim hatları kurmaktayız. Güneşil’de bir, Hadımköy’de 2 fabrikamız var. Şu anda üretim yaptığımız fabrikamıza 2005 yılında taşındık.  7 bin 500 metrekare kapalı alanımız var. Ayrıca, makine parkuru olarak da son teknoloji ile donatılmış bir üretim hattına sahibiz. Beyaz eşya, kahverengi eşya, lojistik, gıda, otomotiv, cam, üretim tesisler hitap ettiğimiz başlıca sektörler.

Biz taşınan ürünün ne olduğu ile değil, nasıl taşınacağı ile ilgileniyoruz. Bizim için önemli olan montaj ya da üretim hattının kurulması. Anahtar teslim projeler sunuyoruz. Yani, ürünün hammaddeden mamul haline gelmesine kadar olan bütün aşamalarında müşterinin ihtiyacı olabilecek tüm hatları kuruyoruz. Hem mekanik, hem de otomasyon destekli tesisler oluşturuyoruz. Yaklaşık 10 yıldır ihracat yapmaktayız. Yurtiçinde Beko, Arçelik, Koç Grubu, Ülker, Şişecam ,Eti Gıda, Cola cola, Toyota, Horoz Lojistik, DHL gibi firmalarla çalışıyoruz. Bu firmaların yurtdışındaki projelerinin hatlarını da kuruyoruz.

 

Endüstri&Enformasyon Dergisi: Mimsan’ın kalite anlayışı ve politikanızdan bahseder misiniz?

G.Ç.: Kalite her sektörde olduğu gibi sektörümüzde de önem arz etmektedir. Uzun yıllardır çalıştığımız müşterilerimizin bizden başka bir alternatif aramamaları hem kalitemizin, hem de istikrarımızın bir sonucudur. Kalite kadar, kalitede istikrar da çok önemlidir. Biz bu bilinçle çalışıyoruz. Bunun bir başka göstergesi olarak da 2005 yılından beri hem kalite anlayışımız, hem de iş sağlığı güvenliğine olan inancımız ile ISO 9001 Kalite Belgesi, OHSAS 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği Belgesi ile beraber satış sonrası hizmet kalitemiz ile de TSE tarafından Hizmet Yeterlilik Belgesi’ne sahip bulunmaktayız.

Endüstri&Enformasyon Dergisi: Firma olarak hangi ülkelere ihracat yapıyorsunuz? Bundan sonra neler yapmayı planlıyorsunuz?

G.Ç.: Ağırlıklı olarak; Rusya, Romanya, Bulgaristan, Cezayir, Mısır, Almanya gibi Doğu Blokları dediğimiz ülkelere ihracat gerçekleştiriyoruz. Bu ülkelere her sene yeni ülkeler katılıyor. Öncelikle, lojistik olarak bize yakın olan ülkelere ihracat yaptık, zamanla ihracat ağımızı genişlettik. Amacımız; tüm dünyaya Mimsan Konveyör’ün ismini duyurabilmek.

Endüstri&Enformasyon Dergisi: Son yıllarda depolama çalışması yaptığınızı biliyoruz. Bu alana nasıl yöneldiniz?

G.Ç.: Mimsan olarak bizler, terzi mantığı ile çalışıyoruz. Bize gelen müşteriler her zaman farklı isteklerde bulunuyorlar. Bizim için önemli olan müşterinin isteğidir. Son 3 yıldır müşterilerimiz sürekli bize, “Her şeyi yapıyorsunuz, neden depolama yapmıyorsunuz? Halbuki o kabiliyete sahipsiniz” diyorlardı. Kısaca; bizim depolama işine girmemiz müşteri yönlendirmesiyle oldu. Müşteriler genellikle depolama hizmetini yabancı firmalardan alıyorlar. Ancak bir sıkıntı ile karşılaşmaları durumunda, yurtdışından cevap almaları zor oluyor. Müşteriler bu sırada vakit kaybediyorlar. Oysa, özellikle depo sistemlerini kullanan firmalar zamanla yarışırlar. Dolayısıyla da böyle bir riski almak istemiyorlar. Bize çok güvendikleri için de, bizi bu şekilde yönlendiriyorlar. Biz onlara bir telefon kadar yakınız ve her sorunlarına cevap verebilecek durumdayız.

 

Otomatik depolama sistemi Türkiye’de bir ilk

 

Endüstri&Enformasyon Dergisi: Mimsan’ın TUBİTAK destekli ürünü hakkında bilgi verir misiniz?

G.Ç.: TUBİTAK ile yaptığımız çalışmanın hikayesini anlatacak olursak; biz zaten bir proje firmayız. Bir proje ekibimiz var ve her yaptığımız çalışma aslında bir Ar-Ge çalışması. Çünkü sürekli yeni ürün üretiyoruz. Zamanla Ar-Ge’yi departmanlaştırmaya karar verdik. Bu departmanı oluşturduktan sonraki ilk çalışmamız otomatik depolama sistemiydi. Biz tüm projelerimizi 3 boyutlu olarak hazırlıyoruz, tüm resimlerimiz 3 boyutlu. Böylelikle her projemizde müşterilerimizi görsel anlamda tatmin ediyoruz. Hatta müşterilerimizin projeyi gözlerinde canlandırabilmeleri için simülasyon hazırlıyoruz. Bu projemiz Türkiye’de bir ilk. Mutlaka yurtdışında bu sistemleri kullanan firmalar vardır, ama yerli firmalar arasında bir ilke imza attık. Zaten bu projeyi hayata geçiren ilk firma olduğumuzdan TUBİTAK ile çalıştık. TUBİTAK için önemli olan projenin yenilikçi yönüydü.

TUBİTAK’tan hakemler geliyor. Öncelikle onları projenize inandırmanız gerekiyor. Onlar da bize çok onur verici sözler söylediler. Bu dönemde hem onların bilgi arşivinden faydalanmamıza izin verdiler, hem de üniversite hocalarını bize yönlendirdiler. Bize hem maddi, hem de manevi olarak destek verdiler.

Projemiz 2 aşamalı. Bir tanesi Euro Box dediğimiz maksimum 100 kilograma kadar olan ürünlerin taşındığı sistemler. Diğer sistemimiz Euro Palet’te ise 1.5 tona kadar olan yükler taşınabiliyor. Bu proje başlamadan önce satışını bile gerçekleştirmek üzereydik. Şu anda da görüşmelerimiz devam ediyor. Müşterilerimizden çok olumlu geri dönüşler aldık, bizi çok desteklediler. Bu sistemleri üreten ilk Türk firması olduğumuz için de TUBİTAK’dan destek aldık. Sistemimizin TUBİTAK tarafından belgelenmesi bizi gerçekten çok onurlandırdı. Mimsan olarak, tecrübelerimizin ve bilgimizin farkındaydık, ama TUBİTAK’tan destek almamız bizi daha da heyecanlandırdı.

Kriz döneminde çalışmalarına başladığımız başka ürünler de oldu. TUBİTAK’tan hocalar geldiğinde “Bu ürünler için neden başvurmuyorsunuz” dediler. Üzerinde çalıştığımız diğer sistemler de şu anda Türkiye’de üretilmeyen sistemler. Şu anda asansör ürünü ile ilgili TUBİTAK ile çalışıyoruz. Bu ürün için biz başvuru yapmadık, destek önerisi onlardan geldi. Bu da çok onur verici bir durum.

Endüstri&Enformasyon Dergisi: Sizce önümüzdeki yıllarda otomatik depolama sistemleri sektörü nasıl bir seyir izleyecek?

G.Ç.: Otomatik depolama sistemleri geleceği olan bir sektör. Çünkü lojistik sektörü son 4 yılda çok gelişti. Önceleri firmalar her işlerini kendilerini halletmeye çalışıyorlardı. Fakat zamanla o kadar büyüdüler ki, bazı bölümler dışarılara taşınmaya başladı. Bu nedenle firmaların büyük bölümü tedarik zinciri dediğimiz lojistikle ilgili hizmeti başka firmalardan almaya başladılar. Dolayısıyla da lojistik sektörü gelişti. Pek çok lojistik firması depolama sistemleri konusunda bilinçleniyorlar. Biz, geleceği gördüğümüz için lojistik sektörüne yönelik sistemler üretmeye başladık. Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde Türkiye’de, 10 yıl içerisinde de dünyada sayılı firmalar arasına gireceğimizi umut ediyorum. 

Bu sistemlerin Türkiye’de yapılabiliyor olması çok önemli.  Eğer biz bu sistemleri üretemezsek başka hiçbir yerli üretici üretemez. Çünkü biz bu kapasiteye sahibiz. Biz üretim yapmalıyız ki, bu sistemler yurt dışından getirilmesin. Üretime başlamadan önce bir pazar araştırması yaptık.  Bu sistemleri kullanan firmaların oranı yüzde 15. Demek ki, sektörde yüzde 85 oranında bir açık var. Neden bu açığı yurtdışındaki firmalar kapatsın? Türkiye’de bu sistemleri üretebilecek, servis hizmeti verebilecek firmalar var. Bizim TSE tarafından verilen hizmet yeterlilik belgemiz var. Yani biz servis hizmetini de sorunsuz bir şekilde verebiliyoruz. Ayrıca, kalite belgelerimiz mevcut. Yurtdışında bu işi yapan firmaların kalitesine sahibiz.

1960’lı yıllarda iş gücü maliyeti daha düşük olduğundan depolarda iş gücü kullanılıyordu. 80’lerden sonra hızla gelişen teknolojiyle beraber seri üretim başlayınca maliyetler bir anda yükseldi. Konveyör sistemleri dönemi de o yıllarda başladı. Mimsan, 1977 yılında kurulduğu için sektörü yakalayabildi. Biz diyoruz ki, otomatik depolama sistemleri önümüzdeki yıllarda gelişecek ve bu sistemleri ilk üreten Türk firması olarak dünyanın sayılı firmaları arasındaki yerimizi alacağız.

Endüstri&Enformasyon Dergisi: Diğer ürünleriniz hakkında da bilgi verir misiniz?

G.Ç.: Euro Box ve Euro Palet dışında başka ürünlerimiz de var.  Countinue Lift dediğimiz sürekli asansörümüzde ürün çeşitlerimiz arasında yer alıyor. Bu asansörün normal asansörlerden farkı çevrim süresinin çok hızlı olması. Bildiğiniz gibi, asansörler yukarıya çıkar, bir süre duraklar, ardından tekrar aşağıya iner. Yani, hareket etmesi için zamana ihtiyacı vardır. Biz ürettiğimiz bu asansör ile hareket için gerekli olan zamanı azaltıyoruz.

Diğer bir ürünümüz ise teleskopik konveyör. Aslında, bu da Türkiye için yeni olan bir ürün. Normalde TIR’lar rampaya yanaşır ve ürünler rampadan taşınır. Tabii bu süreçte ürünlerin zarar görme olasılığı çok yüksektir. Teleskopik konveyör ile biz bu riski sıfıra indiriyoruz. Çünkü insan gücü kullanılmıyor. Böylelikle ürün de zarar görmüyor. Teleskopik konveyörde ürün konveyör bant üzerinden taşınıyor. Bu sistemler maliyeti ciddi anlamda düşürüyor. En önemli özellikleri ise güvenilir ve hızlı olması. Zaten otomatik depolama sistemleri; hassas, işçilik maliyeti olmayan, enerji tasarrufu sağlayan, bakım maliyetleri çok düşük olan sistemlerdir. Bu sistemleri kullanmaktaki temel amaç maliyetleri düşürmektir. Teleskopik konveyörler hidrolik sistemli olduklarından ürünü aşağıya-yukarıya istediğiniz gibi hareket ettirebiliyorsunuz. Aynı zamanda tekerlikli olduğu için taşınabiliyor. İşiniz bittiği zaman kenara koyabiliyorsunuz.

Çizimler 3 boyutlu yapılıyor

 

Endüstri&Enformasyon Dergisi: Ar-Ge çalışmalarınızı ne şekilde yürütüyorsunuz?

G.Ç.: Ar-Ge çalışmalarımızı yaparken işin pazarlama ayağını da düşünüyoruz.  Öncelikle pazarın kokusunu alıyoruz. Yani; ne üzerinde çalışmamız gerektiğini belirliyoruz. Müşteri, bize hiçbir zaman “Benim otomatik depolama sistemine ihtiyacım var” demez. Bize sadece sıkıntıları ya da neye ihtiyacı olduğunu anlatır. Biz de bu ihtiyaçların proje karşılığını çözüyoruz.

Ar-Ge aşamasında öncelikle taslak çalışmalarımız oluyor.  Taslak çalışmamızı daha sonra detaylandırıyoruz; mühendislik hesaplarımızı yapıyoruz. Mutlaka analiz programlarını kullanmaya çalışıyoruz. Bazı üniversite hocalarımızdan da destek alıyoruz. Ardından, çizimler yapılıyor. Çizimlerimizi mutlaka 3 boyutlu yapıyoruz. Böylelikle hem müşterimizin hem de çalışanlarımızın kafasında soru işareti kalmıyor. Ayrıca, 3 boyutlu çizimler sayesinde zamandan da kazanıyoruz.  Bizim çok büyük, yüksek tavanlı ve düz zeminli bir alanımız var.  İmalat resimleri çizildikten sonra ürünlerimizi burada test ediyoruz. Ar-Ge için mutlaka bir protatif oluşturuyoruz. Her ne kadar 3 boyutlu resimler de çizsek, ürünlerde yolunda gitmeyen şeyler olabiliyor. Mesela; bazı ürünler çalışırken rahatsız edici sesler çıkartabiliyorlar. Ama siz önceden bütün önleminizi alırsanız, tüm yapmanız gereken hesapları doğru zamanda yaparsanız karşınıza çıkacak problemlere daha rahat çözüm bulabilirsiniz. Biz de ürünlerimizi burada test ederek karşımıza çıkacak olan problemleri yok ediyoruz.

Aslında Ar-Ge çalışmalarımız o kadar ilerledi ki; konveyöre estetik katmaya başladık. Mekanik tatminden sonra görsel tatmine yöneliyoruz.

Endüstri&Enformasyon Dergisi: 2010 yılında yeni projeleriniz olacak mı?

G.Ç.: Lojistik sektörüne yönelik yeni ürünlerin çalışmalarına başladık. Düz konveyör üretmekle hiçbir firma bir yere gelemez; yenilikçi olmamız, teknoloji yaratmamız gerekiyor. Bizim amacımız da teknolojik çözümler yaratmak. Pazar araştırması yapan deneyimli bir kadromuz bulanmaktadır. Bu sırada teknoloji araştırması da yaptık. Şu anda son teknolojik sistemler üretiyoruz. Üretim yaparken teknolojiyi de yakından takip etmemiz gerekiyor. Firmamız özellikle 2010 ilk çeyreğinden sonra hızla üretim bazında yükselişe geçti. 2009 yılında proje olarak yapmış olduğumuz ürünlerin şuan ticari boyuta ulaşması da bizim için çok önemli. .Bizi gururlandıran diğer bir olayda özellikle 2010 yılı başından itibaren yurtdışı firmalar ile ortaklaşa projeler üretmemizdir. Bu da yurtdışı açılımımızı daha da kuvvetlendirmiştir.2010 yılında sektörümüzle alakalı olabilecek lojistik ile alakalı bir fuara katılmayı planlıyoruz.

Yoruma Kapali.